DaBuLu

“İşte Olduğu Gibi Hayat…”

Posted in Honoré de Balzac by yazikalir on 16 Ağustos 2009

İğrenen bir eda ile Eugéne:
-Şu halde Paris’iniz bir bataklık, dedi.
Vautrin mukabele etti:
-Hem de acayip bir bataklık! Araba içinde çamura batanlar burada namuslu kimselerdir. Yaya olarak çamura batanlar namussuzdur. Bu bataklıktan herhangi bir şey bulup alın, adliye sarayının meydanında herkese teşhir edebilirsiniz. Bir milyon çalın, salonlarda bir fazilet numunesi diye gösterilirsiniz. Bu ahlak nizamını devam ettirmek için de jandarma ile adalete otuz milyon ödüyorsunuz… Mükemmel!

İki papaz, dua okuyan çocuk ve kilise uşağı geldiler. Ve dinin bedava dua edecek kadar zengin olmadığı bir devirde yetmiş frank için elde edilmesi mümkün bulunan her şeyi yaptılar. Kilise adamları ilahiler, bir Libera ve De profundis okudular. Dini ayin yirmi dakika sürdü. Bir papazla dua okuyan çocuk için ancak bir kilise arabası vardı. Papazla çocuklar, Eugéne ile Chritophe’u beraberlerinde almaya da razı oldular.
Papaz:
-Başka gelen yok. Geç kalmamak için işimizi çabuk halledebiliriz, saat beş buçuk, dedi.
Kaynak: Antik Batı Klasikleri/Honoré de Balzac, Goriot Baba

EkşiSözlük’ten alıntı:

bu romanı okuduğumda kürek mahkumu vautrin ile zenginlik peşindeki eugene arasındaki konuşmaları pek tutmuştum doğrusu… yıllar öncesinde bir kenara not almışım bu ikilinin sohbetinden bazı yerleri… taşradan gelen, paris’in sosyete hayatına hayranlık duyan ve onların arasına karışıp yükselmeyi hayal eden öğrenci eugene’ye, vautrin adında daha önce bu yollardan geçmiş bir kanun kaçağının oyunun kurallarını açıkladığı bir bölüm… burada vautrin eugene’ye babasının kendisini reddettiği ve tüm varlığını diğer oğluna bağışladığı fakir bir kızın aşkını kazanmasını öğütlüyor… bu arada da kendisi bir düello ile kontun oğlunu öldürtüp haliyle başka çocuğu kalmayacağından kontun bu kızcağızı tekrar evlatlığa kabul etmesini tasarlıyor… bu durumda eugene kızla evlenecek ve fransız adetlerine göre kızdan yüklü bir miktar evlilik akdi drahoması alacak (bizim başlık hikayesinin tam tersi) ve daha sonra da eugene o paraya ulaşmasını sağlayan vautrin’e paranın yüzde %20 sini verecektir… şöyle diyor çocuğu ikna için vautrin:
-günümüzdeki toplumsal düzensizlik üzerine çok kafa patlattım ben… size içinde bulunduğunuz durumu açıklayacağım… ama dünya işlerini gördükten sonra seçilecek 2 yol; yani ya budalaca bir boyun eğiş ya da başkaldırma bulunduğunu anlamış bir adamın üstünlüğüyle yapacağım bunu… fakir bir aileye mensupsunuz ama gözünüz konaklarda… isteklerinizi ayıplamıyorum, hırslı olmak herkesin harcı değildir çocuğum… kadınlara hangi erkekleri aradıklarını sorun ‘hırslıları’ derler… kısa yoldan yükselmek, kadınların gözdesi olmak, soylu çevreye girmek istiyorsunuz… ama altı-üstü bir hukuk öğrencisisiniz… bir ağır ceza mahkemesi başkanı olmak, zenginlerin yataklarında rahat rahat yatabileceklerini kanıtlamak amacıyla bizden daha iyi olan garibanları omuzlarında kürek mahkumu damgasıyla zindana yollamak gibi bir işe soyunuyorsunuz… hükümet köpeğe kemik atar gibi 1000 frank atacak önünüze; hırsızların ardından havla, zenginlerin davasını savun, yürekli insanları giyotine yolla diyecek… pek hoş değil, üstelik de uzun… hiç durmadan istemek ve istediğine kavuşamamak usandırır adamı, yıpratır… ama bir kadının drahoması (size vereceği başlık) çok iyi bir kaynak olabilir… evet yükselmek, neye mal olursa olsun yükselmek… kısa yoldan servet edinmek şu an sizin gibi binlerce kişinin çözmeye çalıştığı bir sorundur… siz bu sayıda bir birimsiniz… göstermek zorunda olduğunuz çabayı, vereceğiniz savaşı bir düşünün… binlerce örümceği bir kavanoza hapsetseniz hepsine yetecek yer olmadığından birbirlerini yerler… içinde bulunduğunuz durum bu… burada nasıl ilerlenir bilir misiniz? ya zeka parıltısıyla, ya da ahlaksızlığın verdiği beceriklilikle… ‘bir insan yığınının içine ya bir top mermisi gibi düşecek, ya veba gibi sızacaksınız’ insanlar dehanın gücü altında ezilirler, ondan nefret ederler, kara çalmaya çalışırlar… çünkü deha paylaşmadan alır… ama direndi mi eğilirler önünde… kısaca insanlar dehayı çamura gömemeyince diz çöküp taparlar ona…
…..
-namuslu insanın kim olduğu sanıyorsunuz ki? paris’te namuslu kişi susan ve paylaşmayı reddeden kişidir… çalışmaları hiçbir zaman ödüllendirilmeyen, her yanda tüm işleri yapan, baldırı çıplaklar birliği diye adlandırdığım şu zavallı kölelerden söz etmiyorum… kuşkusuz budalalığın tüm çiçeklenişi içinde erdem onlardadır ama sefalet de onlardadır… tanrı da mahşer gününde bulunmamak gibi kötü bir şaka yapacak olursa, bu insancıkların suratlarının nasıl buruşacağını görmek bile istemem… işte olduğu gibi hayat… mutfaktan daha güzel değildir, o da o kadar kokar ama yiyip-içmek istiyorsanız ister istemez elinizi kirleteceksiniz… yalnız yıkamasını iyi bilmeniz gerekiyor… işte çağımızın ahlakı budur… bana bu hakkı verdiği için toplum karşısında böyle konuşuyorum… ayıplıyorum mu sanıyorsunuz… hiç ilgisi yok… bu hep böyle olmuştur… ahlakçılar dünyayı hiçbir zaman değiştiremiyeceklerdir… insan iki yüzlüdür, bazen az bazen çok… budalalar buna göre ahlaklı ya da ahlaksız olduğunu söylerler… halktan yana bir tavır alarak varlıklıları da suçlamıyorum… insan yukarıda da, aşağıda da, ortada da aynıdır… siz eğer üstün bir insansanız başınız dik ilerleyin… ama çekememelikle, iftiralarla, bayağılıklara savaşmanız gerek… işte böyle büyük bir şairim ben… şiirlerimi yazmam… benim şiirlerim eylemlerimdir…

-uzakta oldukları zaman mektubun üstüne gözyaşı yerini tutsun diye su damlatmak gibi kadınların pek hoşlandıkları saçmalıklardan, aşk gevezeliklerinden söz etmiyorum hiç… siz ve rakipleriniz birer avcısınız… avlarınızı yakalamak için tuzaklar, yemler kullanırsınız… türlü avlanma yolları vardır… kimileri drahoma avlar, kimileri vicdan… torbası ağzına kadar dolu olarak dönenler selamlanır, kutlanır, yüksek çevreye alınır…

-size bir öğüt daha vereceğim meleğim! sözleriniz gibi kanaatlerinize de bağlı kalmayın… alıcı bulur-bulmaz satın gitsin kanılarınızı… dosdoğru yürümeye karar vermiş olan ve hiçbir zaman kanaatlerini değiştirmemekle övünen adam, yanılmazlığa inanmış bönün biridir… ilkeler yoktur yalnızca olaylar vardır… yasalar yoktur yalnızca şartlar vardır… üstün insan olayları ve şartları benimseyip onlara yön verir… üç kafayı bir ilkenin uygulanışında anlaşmış gördüğüm gün benim de değişmez kanaatlerim olacak… ama daha çok beklemeliyim…

-erdem bölünmez dostum, ya vardır ya yoktur… üstün kişi küçük birkaç erdem komedyası oynadı mı salondaki budalaların coşkun alkışı arasında her istediğini elde eder… bir de çile yoluyla günahları ödemekten söz ederler bize… işte güzel bir sistem daha… pişmanlıklarınla günahlarından arınıvereceksin! gözle görünür bir nedeni bulunmayan büyük servetlerin sırrı temiz yapıldıkları için unutulmuş cinayetlerdir…
….
-bana gelmenize yol açan şeyin tutku, umutsuzluk değil akıl olmasını yeğlerim… bende alıkların kusur diye adlandırdıkları uçsuz bucaksız derinlikleri, şu yoğunlaşmış engin duyguları bulacaksınız… ama ne alçaklığa rastlayabilirsiniz ne nankörlüğe… kısacası dostum ne piyonum ne de fil… kaleyim!
ve vautrin ihbar sonucu yakalanıp elleri kelepçeli giderken onu ihbar eden kadının da aralarında bulunduğu seyreden topluluğa şöyle diyor:
-kangren olmuş bir toplumun paçavralarısınız siz… sizin yüreklerinizdeki alçaklık yanında benim omuzlarımda ki alçaklık (ki burada sanırım kastı hapishanede omzuna vurulmuş damga) çok hafif kalır…
Kaynak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=le+pere+goriot

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: