DaBuLu

Jean-Paul Sartre’dan…

Posted in Jean-Paul Sartre by yazikalir on 16 Ağustos 2009

“düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü
söyleyememek değil hiç düşünememiş olmaktır.”
“birini sevmeye koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. güç ister, yürek ister, körlük ister…hatta başlangıçta öyle bir an vardr ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu… ” bulantı s:215
 
les mots kitabında ateist oluşunu şu sözlerle anlatır:

“ben inançsızlığa, dogmaların çatışması sonunda değil, büyükbabamla büyükannemin ilgisizlikleri yüzünden vardım. bununla birlikte, inanıyordum: gecelikle, yatağımın kenarına diz çöküp, ellerimi birleştirip, her gün dua ediyordum, ama gittikçe daha seyrek düşünüyordum tanrı’yı.

din adamlarından nefret etmezdim: onlar benimle konuşurken, yumuşak, tinsellik dolu bir yüz takınır, kendinden geçmiş, iyi dileklilik havasına bürünür, özellikle mme picard’da ve annemin öteki müzikçi yaşlı dostlarında pek beğendiğim derin bir bakışla bakarlardı insana; benim yerime onlardan nefret eden büyükbabamdı. beni rahip dostunun ellerine teslim etmeyi ilk o düşünmüştü, ama perşembe akşamları kendisine getirilen küçük katoliği kaygıyla süzer, gözlerimde papa-severliğin gelişimini arar ve benimle bol bol eğlenirdi.

daha birkaç yıl, yaradan ile açık ilişkilerimi sürdürdüm; kendi başıma kalınca artık aramaz oldum onu. yalnız bir kere, o’nun varolduğu duygusuna kapıldım. kibritlerle oynamış, küçük bir halıyı yakmıştım; tanrı beni gördüğünde, müthiş cinayetimi örtbas etmekle uğraşıyordum, kafamın içinde ve ellerimin üzerinde bakışı’nı hissettim; feci derecede ortada olan, canlı bir hedef gibi dönüp duruyordum banyo odasında. kızgınlık kurtardı beni: böyle büyük bir dikkatsizlik karşısında köpürdüm, küfrettim, büyükbabam gibi: “hey allahım, ya rabbim, hay allahım, ya rabbim” diye mırıldandım. bundan sonra hiç bakmadı bana.

başarısızlığa uğramış bir tanrı denemesini anlattım size: tanrı’ya ihtiyacım vardı, verdiler, ne aradığımı bilmeden aldım o’nu. yüreğime kök salmadığı için, bir süre sıkıntıyla yaşadı içimde, sonra öldü. bugün bana o’ndan söz edildiğinde, eski bir güzele rastlayan yaşlı bir delikanlının üzüntüsüz gönül hoşluğuyla “elli yıl önce, o anlaşmazlık, o yanılma olmasaydı, aramızda bir şeyler olabilirdi” diyorum.

hiçbir şey olmadı..”

” bir insan her zaman bir hikaye anlatıcısıdır; kendi hikayeleriyle ve başkalarının hikayeleri ile çevrili yaşar; başına gelen herşeyi onlar aracılığıyla görür ve hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.”
“seçim yapmamış olmak da başlı başına bir seçimdir.”
 
“sessizliğiniz kulaklarıma bağırıyor.”
 
‘sekiz yaşımda, doğa bile iyi bir kitabın çıkmasına duygusuz kalmaz sanırdım: bir yazar bir kitabın sonuna son sözcüğünü yazdığı zaman gökte bir yıldız ağar, derdim, içimden. bugün yazarlığı başkalarından farksız bir sanat olarak görüyorum. ama, önemli olan bu değil. bütün insanların -bilerek bilmeyerek- istedikleri, çağlarının tanıkları, yaşantılarının tanıkları olmak, herkesin önünde kendi kendilerinin tanıkları olmak. bir de şu var: duygular, davranışlar ikircikli, dumanlı; birtakım tepkiler, takıntılar, çatışmalar oluyor. insan trajiği yaşarken trajik olmuyor, hazzı yaşarken haz duymuyor. yazarın yaptığı, trajiği de, hazzıda temizlemektir. yazmak, bir ayıklama çabasıdır.’- jean paul sartre, denemeler‘den.
 
    
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: